23.04.2009

karşıyım..nihayet..

"ilaca karşıyım ben" diyen var.. "emperyalizme karşıyım ben şahsen" diyeni de duydum.. "hedonizme son derece karşıyım" diyenler de var.. Tüm bu protest söylemler çevremi, zihnimi sarmış halde oradan oraya koşturdum durdum yıllarca, "ben neye karşıyım acaba?" sorusu beynimin kısıtlı enerji kaynaklarını hunharca harcarken..Yaklaşık yüz yılım bu gelgitlerle geçti..Kendimden şüphe ettiğim nice zamanlar oldu.."Bu kadar mı edilgenim" diye evhamlara gittim gittim geldim..Nihayetinde "düşünüyorsan varsın"dır değil mi ya..Sonra bir dönem geldi; birşeylere karşı olan insanları anlamak için kolları sıvadım; birşeye karşı olma prosedürü nasıl başlıyor, nasıl devam ediyor ve de söyleme nasıl ulaşılıyor..Bu uğurda ter dökmeyen tek hücrem kalmadı..Fakat sonuçta elimde koskocaman bir sıfır ile kalakaldım..Böylece kendimi iyiden iyiye ezik, nereye çekilirse oraya giden, biçare bir mahluk gibi gördüğüm yıllara geldi sıra..Gerçi bu yıllar ne zaman sonlanacak diye hala da düşünür dururum ya, bu bambaşka bir mevzuu..Zavallı zihnimin bir oyunu olsa gerek, ya da belki adına "savunma mekanizması" da denilebilir, bir tür kabullenme psikolojisine giriverdim bir anda; "ben dünyayla barışık, herşeyi olduğu gibi kabullenmiş, ermiş bir insanım, bu yüzden de hiçbirşeye karşı değilim" düşüncesiyle kendimi mutlulukla ve de huzurla dolu olarak göklere uçurdum..Ama anlamadığım bir sebepten dolayı bu ruh hali, bir kurşunun havada çizdiği rotayı takip ederek kendini yeryüzünde kumların üzerinde buldu..Halbuki bu fikre pek bir güvenmiştim..Yaşadığım derin hayal kırıklığı ve yorgunluğu atlattım neyseki..Ve sonra bir anda bir ışık parladı ve ben aradığımı buluverdim bir anda.. Yüzlerce yıldır uğraşıp, uğruna ne enerjiler tükettiğim arayışım mutlu sona erdi..Artık ben de karşıyım! ..Resmi tatil günlerinde, dini bayram tatillerinde işe gelmeye karşıyım, hem de çok karşıyım! ..Diğer tüm dükkanlar kapalıyken, sadece bizim dükkanın açık olmasına karşıyım!.. Ama elbette bu düşüncemi pek yüksek bir sesle dile getirmekten kaçınıyorum..Aksi halde "beğenmiyorsan git" önerisiyle karşılaşacak olmam muhtemel..Eh böyle bir öneriyi de görmezden gelemeyeceğime göre, şimdilik kararında bir korkaklıkla arkasında durmaya devam ediyorum protestomun..Karşıyım!İşte o kadar!

22.04.2009

bu da şahane..


Lütfen lütfenn lütfennnn bütün bağyanlar böyle rengarenk, iç açıcı, parıldayan şeyler taksın takıştırsın..Nefayda'yı seviyoruz, sabah sabah içimizi açtığı içün :)

21.04.2009

never met a girl like you before..

Şahane şarkı..İnsanın erkek olup bir kadına kur yapası geliyor..

20.04.2009

lacivert..michelin..yıldızlar..ve fener balığı..

Blogunu “sakatatçı dükkanına çeviren” biri için biraz gecikmeli de olsa, hayatımda ilk defa Michelin yıldızlı bir şefin, Ali Güngörmüşün yemeklerini yedim..Hepsi de şahaneydi..Enfes bir Boğaz manzarası karşısında rahat koltuklarımıza kurulduk ve derhal menüye konsantre olduk..Menüdeki tüm seçenekler birbirinden ilginç, birbirinden “leziz” canlanıyordu hayalimde.. Soğuk başlangıç olarak sadece iki adet seçim yaptık, zira ana yemeğe yer kalsın istiyorduk midemizde.. “Bıldırcın yumurtası göbeğinde beluga havyarı ve somon havyarı yanında gevrek tost melba” ilk tercihimdi.. Beraberinde “Marine edilmiş çiğ levrek balığı ratatuy yağı ile tatlandırılmış minik sebzeler” soğuk olarak ikinci tercihimdi..Minicik doğranmış rengarenk sebzeler, levreğe pek yakıştı doğrusu..Ama kendimi havyar ve levrek fantazyasına fazla kaptırmamaya gayret ettim, çünkü sırada dört gözle beklediğim “Fırında fener balığı; ıstakoz sosu ile gevrekleştirilmiş, rezeneli beğendi ile” vardı..Hazzı ertelemek bu olmalıydı..Fener balığım bitmesin diye mikroskobik parçalar şeklinde ağzıma attım kendisini.. Ağızda tıpkı pamuk şekeri gibi dağılıyordu.. Şahaneydi.. Son olarak tatlı menüsünden seçtiğim “Lüle kaymak eşliğinde romla karamelize edilmiş muzlu tart taten” ile de muhteşem bir “fin” sağlanmış oldu..Cumartesi akşamından bu yana yediğim başkaca herşey, yemek gibi gelmiyor bana..Hayatın tadı asla eskisi gibi olmayacak :))

16.04.2009

insan insana bu kadar mı benzer..

Geçen akşamlardan birinde arkadaşımla Taksim meydanında The Marmara'nın altındaki cafede oturuyorduk..Ki birden mavi kravatlı beyefendiyi görüverdim ve de irkildim.."aman allahım!yoksa bu hayranı olduğum javier bardem mi??" diyerekten hezeyanlara düştüm.. Sonra arkadaşım beni ayılttı..Meğer görüdüğüm beyefendi Javier değil, bir siyasetçi olan Gürsel Tekin miş..Az kalsın yanına gidip "fotoğraf çekinebilir miyiz" diyecektim..Az kaldı yani..

evleneceklere duyurulur..

Her kim bu çikolatadan bayan gelin ve bay damadı planlayıp hayata geçirmişse ellerine sağlık.. İnsanın evlenesi değil ama, bir düğüne davetli olarak katılası geliyor :))

15.04.2009

bherefu ağacı..

Pamuk prenses bu ağacın altında, bir bahar günü Prens'i tarafından terk edilmiş..Külkedisi ise şu baloya giderken, heyecanını bastırmak için bu ağacın altında mola verip peynir-karpuz yemiş.. Bir kış günü Heidi, ağacın üzerindeki kuş yuvasındaki yumurtalardan birini çalmış ve dedesinin kulübesinde tavada pişirip mideye indirmiş..Bir başka mevsimde ise Hansel, Gretel'in saçlarını burada çekmiş bir kavga esnasında..Gretel de Hansel'e çok sinirlenip uzun bacaklı filinin sırtına atladığı gibi soluğu İspanya'nın sahillerinde almış..Burada bir de bakmış karşısında kalbi kırık prenses Pamuk..Prenses Pamuk, ağustosun ortasında kumsalda oturmuş, ağacın altındaki camembert peyniri erise de mideye indirsem diye bekliyormuş..Bu manzara Gretel'i derinden etkilemiş..Öyle ki sıcaktan koluna yapışan saatinin canını ne kadar yaktığını çok geç farketmiş.. Saatini derhal kolundan çıkartarak havaya fırlatmış..Saat havalanmış havalanmış havalanmış.. Heidi'nin yumurta çaldığı ağacın dalları arasına takılıp kalmış pelte gibi..

13.04.2009

haftasonu..yine yemek:)

Nefis bir haftasonu kahvaltısı yaptık..Yumurtaların kıvamı, çayın rengi, denizin kokusu..Herşey olması gerektiği gibiydi..Caddebostan'da Zanzibar diye bir yer..Servis ve sunum da şahaneydi doğrusu..Hava birazcık daha güneşli olsaydı keşke..Adamın biri denizde yüzüyordu..İsveçli falandı herhalde:)

johnny cash..tavuk..hüzün..

Bu tavuğun sahibini çok özledim.. Johnny Cash'ten i walk the line'ı dinleyip dinleyip hüzünleniyorum.. Bir düğünden önce karşılaşırız umarım..

10.04.2009

msü..imp..dolunay..muhabbet..

Geçen akşamlardan birinde rıhtımdaki okula gittim akşam yemeğine..Sevdiğim herkes vardı etrafımda..Masanın etrafında oturduğum insanlarla bir zamanlar her anımız birlikte geçiyordu..Farkettimki özlemişim o günleri, o muhabbetleri..Herkes aynı anda hem tekil hem çoğuldu..Bir karar vermek için kimse kimsenin gözünün içine bakmazdı..Teklif vardı ısrar yoktu..Kompleksler yoktu..Manasız alınganlıklar yoktu..Pek eğlenirdik..Geçen akşam da çok eğlendik, eğlendim..Gülmekten çenemize ağrılar girdi..Sanki hala hergün bir aradaymışız gibiydi..Sanki hiç uzak kalmamıştık..Hiç tanımadığım, kimsin nesin kaygısı taşımayan insanlarla oturup havadan sudan sohbet etmeyi özlemişim..Bir ahbabımın dediğini unutmuyorum-unutturmuyorlar- hiç; "Gerçek işin olduğu yerde gerçek ilişki olmaz, bizimki gerçek iş olmadığı için muhabbet vardı"..Gökyüzünde dolunay vardı ve hava da soğuk değildi..Rıhtımda takıldık bir süre..Bir arkadaşımız, thai masajı konusundaki derin tecrübelerini bizimle paylaştı sağolsun..Gülmekten yerlere yattık..Kendisi eğlenmiş, bizi de eğlendirdi..Yani thai masajı yaptırsak bu derece mutlu olmazdık sanıyorum..Önemli bir gündem maddemiz daha vardı: Evlenince akşam yemeği için kadın kocasına meyve yedirirse ve ütü yapmazsa, o koca o kadını gece geç saatte sokağın köşesinden alır mı:))) Bunu uzunca bir süre tartıştık..Ortak bir akılda buluşamadık nitekim:)) Bir görüşe göre kocadır alır, başka bir görüşe göre ise; o kadın gece geç saatte sokağın köşesinden kaçırılırsa o kocanın hiçbir kaybı olmaz, bu nedenle zahmet edip de o kadını köşeden möşeden almaz:)) Mantıklı görünüyor..Uzun zamandır bu kadar gülmemiştim.. Eve gittiğimde çenem hala ağrıyordu..Yemekler de güzeldi..İçecekler güzeldi..İşletmeciye teşekkür ediyoruz buradan..Masalardaki küçük bambular şahane bir atmosfer katmıştı ortama..Yani demek istediğim o ki; güzel bir akşam geçirdim:)

7.04.2009

vintage mı..why not..


Herşey güzel..Eskiyse daha da güzel..Beyaz camdan kupaları sanki hatırlıyor muyum ne..Şu kutulara da bir yerlerde rastladığımdan eminim..Böyle güzel şeyleri bir sitede satıyorlar..

nergisler..sarılar..

Sarı sarı sarı..Herşey sapsarı.. Chelsea Fuss ismindeki tasarımcının düğün masası tasarımı..Pek şahane olmamış mı..Sarı nergis buketleri, sarı ipek masa örtüsü, beyaz sandalyeler..Chelsea Fuss 'ı seviyoruzz :)

bir köşk almaya karar verdim..




Hafta sonunu Büyükada’da geçirdim..Cuma ertesi öğle sularında yola çıkıp 24 saat kadar orada kaldım..Enfesti..En son boyum 50 santimken gitmiştim galiba..Ne kadar güzelmiş adalar..Bostancı’dan kalkan vapur İstanbul’dan uzaklaştıkça içimi bir sevinç kapladı..Çirkin binalar arabalar falan gittikçe ufaldı ufaldı-ama asla yok olmadı :) ..Vapur tüm adalara tek tek hiç acele etmeden uğradı..Arkamı İstanbul’a verip kendimi Ege kıyılarında hayal ettim..Beyaz evler, sahildeki çaycılar, martılar herşey çok güzeldi..Geçen gün bir ahbabımın, içini kapladığını söylediği anlamsız bahar sevinci bana da musallat oldu..Faytonla bir adet tur attık, küçük olanından..Sanırsam bir karar verdim: Büyükada’da büyük beyaz bir köşk edineceğim..En büyüklerinden birini hem de..Bahar ve yazı geçirmek üzere..Ne kadar şahane evler gördüm..Bilmemne rivierası gibi yer ..İnanamadım..Gerçi onlara ev dersek biz burada kümeste falan yaşıyoruzdur..Köşk demek daha doğru..Bir de tabii süper bir yemek yedim eklemeden geçemeyeceğim..İskeleden çıkınca sol taraftaki balıkçıların sırasında Ali Baba diye bir yer..Adamlar işten anlıyor..Yediğim herşey on numaraydı..Salata, kalkan, ahtapot salatası..Hele bir midye dolma yedim ki..Hayatım boyunca yediğim en lezzetli midye dolmaydı kendisi..Blogumu sakatatçı dükkanına çevirdiğimi düşünen Adsız’lar olmuştur olacaktır elbette..Fakat başka türlüsü elimden gelmiyor..Yemek yemeyi seviyorum..İşte o kadar :)

3.04.2009

ajia..kaburga..

Yemek olayına fazla mı kafa yoruyorum ne..Geçenlerde kardeşim Ajia'da bir kaburga yemiş..Dayanamamış fotoğrafını çekmiş..O gün o yemeğe gidememiştim vaktim olmadığı için..Bu fotoğrafı gördükten sonra çok pişmanım..Gerçi kaburga sofrasının kaburga servisi kadar gösterişli sayılmaz Ajia'nınki ama olsun :)

2.04.2009

kıprıs..


Haftabaşında Kıprıstaydım..İş içün gittik..İlk gidişimdi..İlginçlikler diyarı olarak çağrılabilir..Asgari ücret 1200 lira..İstanbul’da ancak Nişantaşı’nda falan görülebilecek lüks araçlar orada heryerde cirit atıyor..Apartman olayı yok, herkes havuzlu dubleks villalarda falan yaşıyor..Mesai 14.00’te finito..Herkesin 3-4 tane pasaportu var..Hangisi lazımsa onunla geziyorlar: kktc, tc, ab vs..Ha bir de sorun varki tc’lileri pek sevmiyorlarmış..Ordaki adımız “kabasakal” :)) Tezatlar diyarı..Heryerde kumarhaneler var..Ama geçenlerde bir yasa çıkmış; artık kktc vatandaşları casinolara giremiyor, böylece gençler de 3 büyük tehlikenin en azından birinden korunmuş oluyorlar..Diğer tehlikeler ne mi? Uyuşturucu ve fuhuşmuş..Ben de kıprıslıların yalancısıyım..Fakat her şey bir yana adamlar yemekten anlıyorlar..Çok çılgın yemekler yedik..Ben bu adayı balık-yeşillik-fresh zerzevatçı sanırdım..Adamlar sağlam mangalcı..Mangalda pişirdikleri şey balık değil elbette :) Bir gece Cenap diye bir meyhaneye götürdüler bizi..Adamlar mezeleri getirmeye bir başladılar, ara sıcakları bile yiyemeden doyup kaçarcasına kalktık masadan..Masa doldu ve de taştı..Bir köfteleri var, adı şeftali kebabı..Bildiğin köfteyi yoğurup etrafına kuyruk yağı sarıp mangala atıyorlar :) 1 taneden fazla zaten koymuyorlar tabağa, o derece ağır yani..Ama manyak lezzetli bir şeydi..Bir de bir öğlen yemeği içün Girne’de Niazi’s diye bir kebapçıya götürdüler..Biz böyle fresh yeşillik falan beklerken kebapçı olayı bizi biraz bozdu..Neyseki adamların, yolun karşısında bir de balıkçısı varmış..Kalkıp oraya geçtik..Kılıç balığından bir şiş yedimki tadı hala damağımda..Et lokum gibiydi..Yumuşacık ve de müthiş lezzetli..Oturduğum yer cam kenarıydı ve de aşağıda deniz, içinde kristal parçacıkları yüzüyormuşçasına pırıl pırıldı..Şehir merkezindeki denizi tertemiz tutmayı başarmışlar bir şekilde..Başkent çok küçük bir yer..Bizdeki taşra kasabaları kadar..Girne hallice..Limanı falan fena değil..Bir bilenin dediğine göre Bodrum’un birkaç beden küçüğüymüş..Böyle işte..Hem gezmece hem çalışmaca..Gezmeye gider miyim kıprısa? Gitmem..Çok küçük ve hareketsiz..Ama iş içün gider miyim? Hiçbir fikrim yok:))