16.04.2010

muji..

london günlerimde keyif verici madde bağlamında görselliğini bol bol sömürdüğüm dostum muji beni burada da yalnız bırakmadı..istanbul'da biri nişantaşı biri de bağdat caddesi'nde olmak üzere tam iki tane şubesi açılmış muji'nin.. muji'nin hiçbir ürününde marka, logo vs yok.. nedeni ise markalaşmaya harcayacakları enerjiyi tasarıma harcamalarıymış.. iyi de yapıyorlarmış.. bağdat caddesi muji'yi duyarım da soluğu orada almaz mıyım..allahımm o ne güzel oyuncaklar, ne güzel ev eşyaları, ne şahane notebooklar..mağazadaki tüm ürünleri tek tek inceledim..arada fırsat buldukça gidip emiyorum muji'nin çevre dostu ve yalın tasarım enerjisini..deli manyakça tavsiye edilir muji ziyareti..

bangart.it..

web'de sörf yaparken nasıl olduğunu anlamadığım (!:) bir şekilde kendimi bangart.it 'de buldum.. sanat, ilüstrasyon, fotoğraf vb konular hakkında bir dergi.. tarzanca italyancamla anladığım kadarıyla oldukça keyifli..ilüstrasyonlara bayıldım..online okuyabiliyorsunuz dergiyi..bir de tam ekran moduna geçince tadına doyum olmuyor..

9.04.2010

bir rüya gördüm..

geçenlerde bir rüya gördüm..ipe sapa gelmez rüyalarımdan biri daha..lakin anlatsan anlatılmaz cinsinden olduğundan çiziktirsem dedim..pek eğlenceliydi..aklımdaki karelere elimden geldiğince benzetmeye çalıştım..buyur buradan yak..
(drawing by bherefu)

dekorasyonla ilgili..

ElleDecor’un Nisan 2010 sayısından çaldım bu imajları..İçimi açtılar..Şahane renk skalası..
(photos by elledecor)

7.04.2010

art of the trench..

ya şu burberry bir kez daha girdi gözüme..şu meşhur sartorialist ile işbirliği yapmışlar..adam dünyanın dört bir yanında sokaklarda gezip burberry trenç giyenlerin fotoğraflarını çekmiş..burberry de şahane fon müziği olan bir sitede bu fotoğrafları sergiliyor..müthiş ilham veriyor..sitenin adresi şöyle: http://artofthetrench.com/

4.04.2010

spring has arrived..

tamam pek klişe olacak ama ne yapalım..bahar geldi..her yandan bahar akıyor..boyner ev’in reyonlarına bir göz atmak yetiyor deniz havasını solumak için..veya bauhaus’un bahçe bölümündeki şakayıkların parlak pembelerini, sarılarını görmek insanı ışınlayıveriyor olimpos lodge’nin bahçesine..
(photo by bherefu)

16.02.2010

süppperr bir website..

ya adamlar hakikaten yapmış..sözün bittiği yer.. http://eu.wrangler.com/bluebell/ .....full screen deneyelim lütfennnnn..

es..

geçen günlerden birinde evin kapısını açıp hemen soldaki lotta duran arabaya yöneldim..bir de ne göreyim baştan aşağı çamura bulanmış..derhal götürdüm yıkatmaya..araba yıkanırken yıkamacıların şefi olduğunu tahmin ettiğim yaşlıca adamlardan biri bana papatya sandalyede yer gösterdi buyur etti..ben cık dedim..başka bir yaşlı adam da elinde incebellide çayla karşımda beliriverdi..anlamadım nerden çıktığını..bu defa cık diyemedim..içiverdim ben de çayı..pek lezzetliydi doğrusu..havuzun suyu geçen gün pek bi sıcaktı..bugün de öyle midir aceba?...gitsem yüzsem ama sonrası da pek uzun geliyor..üşengeçlik çöküyor üzerime..halbuki saçım da artık kısa..millet amma aldı yürüdü bu twitleme olayını..ohooo ben taa 2008 mayısında gittim de döndüm twit yollarından..kısa sürede sıkıldıydım..şimdi insanların twitleme hevesini gördükçe ben mi salaktım da anlamadım bunun alametini yoksa millet yokluktan buldumcuk mu oluyor anlamadım..bence hala liste başı olay blogdur..twit mwit geçici heves..var mı bloglar gibisi..blogdan şahane teşhircilik fırsatı gelmemiştir şu aleme..mensanın yönlendirdiği bir sayfada şekillerden oluşan bir iq testini tamamladım..high çıktı zekam..hırs yapıp çalışıp daha yüksek not mu alsam aceba..ama bu pek high iq’luk tavır olmaz herhalde..neyse..dün gece ilk defa yetenekli bay ripley’i kesintisiz olarak baştan sona izledim..idare eder..fakat italya fonu enfesti..audrey’nin paris when it sizzles’ını da kaç gündür bitiremedim..çok sıkıcıymış yahu..audrey olmasa dakika bakmam yani..uzaktan kumandalı sürat motorum çalışıyor mu acaba hala..bir deneme yapsam mı ki..hazır havuza girme mevsimi açılmamışken..hazır mayolu yağlı göbekli korkunç insanlar havuzun suyunu pisletmemişken henüz..ya london’u özlemiyim diyorum ama adamlar iş ilanında bile sana verecekleri maaşı yazarken burada çoğu zaman firma adı gizli ilan bile veriyor korkaklar..ya bu pembe beyaz çizgili çorapları giymekten vazgeçmem gerektiğini hissediyorum ama nedenini bilmiyorum..sadece bir his..ya bu soyak göztepe ne iç karartıcı yer..yanından geçerken bile öğğhh oluyorum..hadi hödük bir mimar çizdi..başka bir hödük de neden para verdi aldı o projeyi..hadi aldı, döktü betonu, salladı ince işi..e bi milyon insan da gidip niye satınalırki öyle yerden bir daireyi..hiçbir dışsal kısıt yokken mutfağı üçgen yapan bir zihniyeti anlamadım ben..hayatı boyunca sigara alışkanlığı olmamış birinin canının sigara çekmesi nasıl açıklanabilir peki?..’’ you need to connect it with the offline world...’’..bisikletin pedallarını çevirerek elektrik enerjisi ürettim enerji müzesinde..yanımdaki arkadaş pek eleze bişey olduğundan sadece lambayı yakabildi..ben ise sırasıyla lambayı, lcd ekranı, müzik setini ve de mikseri çalıştırdım enerjimle..son sıradaki matkaba sıra gelmeden enerjim olmasa da nefesim kesildiğinden dolaylı olarak enerjim de kesilmiş oldu..araba kullanırken gözüm dalar oldu son zamanlarda..bundan hoşlanmıyorum..yani gözümün dalması değil hoşuma gitmeyen..bunun araba kullanırken olması..iyiki arabam toyota değil..uyuyan bebeklerle toparladı imajı derken bozuk pedalla batırdı her şeyi..şimdi aklıma bir şey geldi istikrar ve tutarlılık hakkında ama bunu yazmicam..zira günün birinde ayağıma dolanabilir..bu yaz trabzona ve olimposa gitmeyi çok çok çok istiyorum..canım çekiyor trabzonda sera gölünde yediğim saç kavurmayı..bir de olimposta ağaçların altında hamakta yatmayı..karnım acıktı..hamburger falan yesem..kilo alır mıyımki..akşamüstü havuza gider eritirim nolcakki..ya bu usa’daki celebrityler siyasi görüşlerini hiç sakınmadan açıklıyorlar..hatta siyasal kampanyalara destek veriyorlar falan..bizdeki celebrityler neden bu kadar korkak acaba..erdil yaşaroğlunun süpermööön’lü tişörtü çok güsel olmuş yahu..birşeyler yapmak lazım..kafamın içinde istikrarlı bir devinime sahip nadir oluşumlardan biri bu..birşeyler yapmak lazım..öööyle dönüp duruyor..nedir nerden gelir nereye gidecektir bilmiyorum..ama öylece sürdürüyor varlığını oralarda bir yerde..bu kaosun kendini sabitlediği, ve fekat sabit olmaktan nasibini almamış bir nokta..maalesefki bir nokta görünümünde tek nokta..pek acıklı şey..niye aramıyor bunlar hala..en geç çarşamba demişti..ufff..

25.01.2010

karakış..

3 gündür aralıksız yağan ve de yağmaya devam eden karın son durumu karşınızda..şu anda lapa lapa yağmaya arsızca devam eden kar, birkaç gün daha sürecek ev hapsinin habercisi..
(photo by bherefu)

12.01.2010

soaps made by bherefu..

first of all i visited the Spice Bazaar to collect my checklist..i've already bought my package tissues when i was in london..so it didn't take too long to finish my magnificent smelling shopping:)....and at last-as you see- i've produced my homemade soaps..it was great fun..especially the packaging part:) ...the ones in the photos smell great because of lavender seeds i've mixed..
(photos by bherefu)

29.12.2009

istanbul'da bir gün..

bugün taaa üniversiteden bir arkadaşımla uzun bir aradan sonra buluştuk boğazın sarıyer kıyısında..balıkçı teknelerinin karşısına geçip kurulduk güneş alan masamıza..çift kaşarlı domatesli tostlarımızı yerken bir yandan da açık çaylarımızı yudumlayıp boğaz havasını içimize çektik..öyle iyi geldiki boğazı böyle yakından görmek..pek keyif aldım her anından..

24.12.2009

home sweet home..

nihayet evimdeyim..cumartesi gününden beri..uçuş birbuçuk saat rötarlı gerçekleşti..bir an hep o havaalanında kalacakmışım gibi geldi terminal'deki tom hanks gibi..neyse fazla sürmedi bekleme süreci..rahat ve lezzetli bir yolculuk ardından uçaktan indim ve 'ohh be' diye bir nefes verdim en seslisinden..hala orada olanlara selamlar:)

16.12.2009

paranoid bherefu..

herşey tamam..cumartesi beni alana götürecek taksiyi bile bugünden rezerve ettim :) .... allaaam iyiki biletim BA'dan değil..adamlar tam da xmas zamanı 12 günlüğüne mi ne greve başlıyor..xmas yolcuları perişan..hepsinin programları iptal oldu..çok şükür benim bilet THY'den..ne varsa insanın kendi vatanında var canım :p ...gerçi artık anlamayan kalmamıştır, yani 'itiraf ediyorum' diye başlamamın bir anlamı yok sanıyorum ama yine de öyle söylemek geliyor içimden..tamam..itiraf ediyorum..arkadaşlarımı çooook özledim-buradaki 'çooook' oldukça içli ve derinden gelen bir çoooook-yani kendimden bunu hiç beklemezdim.. yaş ilerledikçe insan yumuşarmış da ben onu 50'den soora falandır diye düşünmüştüm..erken geldi benimki..bu arada tam 15 gün sonra artık ne yaparsam yapayım 30 yaşımdayım demekten kaçışış yok..geçen eylülden beri 30 olduum halde şimdiye dek 2009-1980=29 diyip işin içinden çıkıyordum..ama artık 2010-1980=30 olacak..milletin gözünün içine baka baka '29 yaşımdayım' demek azıcık ters olacak..aslında 29 demekten daha iyi kanımca..çünkü 29 derken sanki yaşım aslında 30muş da ben bunu kabul etmeyip hala 29'a takılıp kalmışım gibi duruyordu..yani bana öle geliordu en azıından..neyse..artık düz 30 diyelim güzelleşelim..............1 ocaktan itibaren elbette :)

karlaaarr duserr..

yuppiii..nihayet kar yagmaya basladi bu sabah..lapa lapa hem de..oyle guzelki..hepimiz cok heyecanlandik..anlamiyorum bu kar mucizesini..ufacik birkac parca buz kirintisi bir anda herkesi mutlu kiliyor..disari cikmam lazimmmm..

9.12.2009

efenim sohoyu da gördük şu naçiz ömrümüzde..

gördük ki ne gördük..fotoğraftaki sokak çin mahallesi denilen gerrard street...efenim bu mahallede beleş gazeteler bile çince..çin restoranları, çin marketleri, çin insanları..herşey çin bu civarda..hatta sokak tabelalarındaki sokak isimleri hem latin hem de çin harfleriyle belirtilmiş..biz daha kavga edelim yok türktü yok kürttü diye..millet çinli dememiş bağrına basmış üzerinden çatır çatır kazanıyor paraları..her ocak ayında bu çinliler fotoğrafta görünen iki adet sokak takının arasında festival düzenliyorlarmış..kesin görülmeye değerdir..bir üst sokak ise sohonun kalbi diye bilinen old compton road..orada fotoğraf çekmedim hiç, çekindiğimden:) ...sağım solum her yanım gay kulüpleri artiz takımı barları vb oluşumlarla kaplanmıştı..sadece görsel hafızama kaydetmekle yetindim..bir de bu aralar homofobik cinayetleri artmış london'da..hacı sen hala istanbuldasın dimi??
(photo by bherefu)

saatchi gallery..

gerçekten, en samimi duygularımla-olduğu kadar elbette-çabaladım modern sanatı anlamak için..hatta üşenmeyip kalkıp taa saatchi gallerye kadar gittim ve 13 adet sergi salonunun tamamını tek teek dolaştım..itiraf ediyorum..çalışmalar arasında gerçekten insana ilham veren, zihnini çalıştıran örnekler vardı..birden fazla üstelik:) ....ama kanımca benim ve de tepkilerden anladığım kadarıyla pek çok başka ziyaretçinin ilgisini en üst düzeyde çeken çalışma üstte resimlerini görebileceğiniz 'old persons home' isminde olanıydı..10-15 tekerlekli sandalyenin herbirinde bir yaşlı adam(heykeli) oturuyor..fakat bu yaşlı adamlar sıradan yaşlı adamlar değiller..her biri bir dünya liderini anımsatıyor..kimisi uyuyor görünüyor arkaya kaykılmış..kimisi ölü gibi duruyor..kimisi ise cin gibi gözleriyle size bakıyor..sandalyeler rastgele hareket ediyorlar..ileri geri sağa sola..yavaş yavaş ama sürekli..bazan birbirlerine çarpıp kalıyorlar, hemen bir görevli gelip onları ayırıyor ve sonra aynen devam.....aynı anda hem ürkütücü hem eğlendirici hem düşündürücü olmayı başaran bir çalışma naçizane düşünceme göre.....asla modern sanat uzmanı olamayacağım belki ama bu defaki tecrübem öncekiler kadar yıldırıcı değildi doğrusu:)
(photo by bherefu)

8.12.2009

anthropologie..



ya burda bir mağaza var anthropologie adında..regent streette..kadın kıyafetleri takıları ev eşyaları satıyor..acaip bir yer doğrusu..herşey öyle pure öyle freshki dükkan kapandıktan sonra da orada yatıp uyuyası geliyor insanın-buradaki insan ben oluyorum elbette..tüm ürünler eco-friendly-gibi görünüyor en azından..bunu anlasa anlasa en iyi nefayda anlar..sadece mağaza değil aynı zamanda sanat galerisi gibi..mağazanın dekoratif elemanları bile çok özel tasarımlar..mesela bir yemek masası örneğinin üzerinde tavandan kocaman bir balina-kılıçbalığı karışımı bir balık asılıyor avize gibi..ya da mağazada koyunlar var merdiven sahanlığında duran..gerçek bitkilerden yapılmış canlı duvarın önünde otluyorlar..o caddeden her geçişimde mutlaka uğrayıp şöyle bir göz gezdiriyorum etrafa..bence içeride küçük bir de kafe açsınlar..müthiş iş yapar..

eh nihayet..

sen kalk london'a gel ama hala british museum'u görme..olacak şey değil..neyse bu task'ı da yerine getirmiş olmanın gönül rahatlığıyla çektiğim en kayda değer kareyi buraya ekliyorum..bina pek şahane doğrusu..içindekilerden şahane olmasın..özellikle de normanfosterın eklediği çatı örtüsü meseleye son noktayı koyuyor..nasıl bir ektir bu şaşarsınız sayın seyirciler..bizim mimarlar hala mezar tasarlamakla uğraşsın..akıl alır şey değil efenim..müzenin sadece bir bölümünü gezdikten sonra yorgunluk atmak için kafede-which is under that roof-oturduk..ışık loştu..akustik daha bi hoştu..acaip keyiflendik..eh bir de insanın yanında bir mimar olunca neye nasıl bakacağını daha iyi biliyorsun..

6.12.2009

başlık..

'' Eat well, shit strongly and you need have no fear of death''

Bir İspanyol deyişi..yeni öğrendim..ifadenin yalınlığı anadilinde olmasa bile çarpıcı..bugün sık sık güldüm bunu hatırlayıp..yeniden başladım karalamaya kara kaplı defterime..unutmuşum hissettirdiği o tatlı tatmin ve kendinden kurtulma duygusunu..çitos nereye gittin ki..fazla kalmasa bari..kendisini yanında götürdüğü sürece hiçbirşeyden kaçamaz bunu bilmiyor mu bu çocuk..güzel bir kalemim var london graphic centerdan satınaldığım..istediğim kalınlıkta çizgi çizebiliyorum onunla..sonra da serçe parmağımla istediğim tona gelene kadar dağıtabiliyorum..dün sınava girdim..dün gece ise buraya geldiğimden beri en ve de tek sağlıklı uykuyu uyudum..dün sınavdan sonra önce british museuma sonra da covent gardenda bir italyan restoranına gittik..mekan iyiydi de pizza tahta gibiydi..steak bıçağı gibi bıçaklarla bile zorlandık kesmekte..hayatımda çok fazla mimar var..burada bile sıklıkla görüştüğüm iki kişinin ikisi de mimar ikisi de ispanyol ikisi de londonda iş arıyor çünkü ikisi de burada kalmak istiyor..şaşırma dönmekten mutlu olacağıma..burası benim için fazla düz..şaşırmaya fırsat yok..rutine giriyorsun bir an geliyor..oysa istanbulda her an tetiktesin..daha çabuk yaşlandırıyor belki ama sıkılmadan ölüyorsun..öleceğim daha doğrusu..hayata gerçekten uyum gösteriyor muyum yoksa şizofrence uyumluymuş gibi mi yapıyorum bilemedim..bugün bu evd...boşver vazgeçtim yazmaktan..canım istemiyor..

ortaya karışık..

Efenim aşağıda görünen yer meşhur trafalgar kare'si..havuzu olsun devasa sütunu olsun kalabalığı olsun herşeyiyle tipik bir kare..yalnız şu korkunç xmas ağacı olmasa daha iyi olacaktı..ama belediye başkanı 'big blonde' paraları dekorasyondan ziyade metronun yenileme çalışmalarına ayırmayı daha uygun buluyor kanımca..yanisi nefaydacığım; süsleme işi istanbuldan çok da farklı değil london'da..
burası hep hayranlıkla bahsettiğim o konserleri izlediğim St Martin in The Fields ismindeki kilise..Trafalgar meydanına bakmakta bu cephe..yanisi trafalgar tam arkamda kalıyor bu durumda..
tamam..cuma akşamını müzede-müze demek hakaret olur, onun bir adı var "National Gallery"- geçirerek loser sıfatını hakettiğim düşünülebilir..lakin birkaç örnek vermek isterim cuma günü kendini bana sergileyenler arasından: Venus and Mars of Botticelli, Arnolfini Portrait of van Eyck, The Rokeby Venuz of Velazquez, Bathers at Asnieres of Seurat ve hatta Sunflowers of Van Gogh..hala loser olduğumu düşünen yoktur sanıyorum :)